Kategoriler: Yazılarım

Francesco Totti

Romalı taraftarların polislere "Katiller, katiller" diye bağırmasına Laziolu taraftarlar da eklenince olay çığırından çıkmaya başla

Francesco Totti

Hürser Tekinoktay 02 Aralık 2004

Katiller Nerede !

21 Mart 2004 Pazar günü Roma’da oynanan Lazio – Roma derbisinin hemen başlangıcında stat dışında maça girmek için yaşanan kargaşa sırasında bir çocuğun polis aracıyla ezilerek öldüğü söylentisi Roma tribünlerinde anında yayılır ve Romalı taraftarların polislere “Katiller, katiller” diye bağırmasına Laziolu taraftarlar da eklenince olay çığırından çıkmaya başlar.

Protestolar devre arasında da devam eder.

Maçın oynanmaya devam edilmesi üzerine saat 21.32’de yani 2.yarının henüz ikinci dakikasında sahaya atlayan Romalı bir taraftar Totti ile konuşmaya başlar ve oyun durur. Tribünden gelen Romalı çocuğun öldüğüne dair bilgileri Totti’ye söyler …Maçın hakemi Roberto Rosetti ve diğer futbolcular bu ikiliye katılır.

Francesco Totti Rosetti görüşmesi

Roma’da doğan Lazio taraftarları dahil tüm Roma’ların çok sevdiği ve daha henüz 14 yaşındayken arkadaşları arasında (Capitano lakaplı) takım kaptanı olan Romalı Francesco Totti Rosetti’den dışarda bir çocuk ölmüşken bu maçı oynamamın bir anlamı olmadığı söyleyerek hakemin maçı tatil etmesini ister.

Hakem bunu yapmasının kendisine getireceği sorumluluktan ve kaygılardan bahsederken Francesco Totti Rosetti’ye bir telefon getirilmesini ve Valilik, İçişleri Bakanı Giuseppe Pisanu dahil her yeri aramasını ve maçın oynanmamasını talep etmesini söyler..

Hemen ardından bir telefon saha içine getirilir. Etrafa bir sürü yer aranmaya başlar!

İtalya İçişleri Bakanı Giuseppe Pisanu’nun talimatı ile Valilik maça devam edilmesini ister. Stat hoparlörlerinden de bu olayın sadece dedikodudan ibaret olduğu anonsları yapılır.

Francesco Totti maçı oynamayız

Rosetti maçı oynatmak ister. Roma’nın Sekizinci Kralı ve Gladyatör lakaplı Totti ve Cassano direnirler ve maçı oynamayacağız derler diğer futbolcularda duruma başkaldırırlar.

Francesco Totti’nin bu  sözleri üzerine Hakem Rosetti zor durumda kalır ve  Kulüpler Birliği Başkanı Galliani’yi arar ve ‘maçı tatil et’ talimatı alır. Böylece maç yarıda kalır. ( Adriano Galliani daha sonra bu kararı Fabio Capello, Franco Baldini ve Oreste Cinquini ile görüştükten sonra onlara onaylatıp verdiğini açıklamıştır.)

Olayın gerçek olduğuna inanan taraftarlar stat dışına çıkıp 6 saat boyunca polisle çatışır 153 polis yaralanır.

İşte bir zamanlar bazı nedenlerden ötürü çok kızdığımız İtalyanların bir ölüm söylentisine bile gösterdiği hassasiyet ve gerçek bir lider olan Francesco Totti’nin krizi yönetmesi böyledir.

Romalı Totti’den 2. Başkanımıza

Bizde ise Beşiktaş-Rizespor maçında kendilerine taraftar diyen yaşadıkları sosyal-ekonomik bunalımlar içinde, kurtuluş çareleri ararken etrafa alet olan gençlerimizin kavgasında bıçaklanıp yerde kanlar içinde kalmış can çekişen çocuğa ambulans bile ulaşamamıştır.

Ambulansın tribünlere ulaşması için lazım olan pist ortadan kalkmış olduğundan ancak maç durdurularak bu gerçekleşebilecektir

Ama olayın bir şekilde örtbas edilmesi lazımdır çünkü naklen yayın esnasında kanlar içinde bir çocuğun tribünlerden alınıp ambulansa koyulması kabul edilir gibi bir şey değildir! Bir can söz konusu olmasına rağmen oynanmakta olan oyunun durdurulması söz konusu bile olmaz !

Tüm bu olayların, babası ülkenin güvenliğini sağlamaktan sorumlu olan ve kendisi de stadın güvenliğini sağlamaktan sorumlu kulüp 2.Başkanı Murat Aksu’nun gözleri önünde olması çok acı değil midir ?

Baba Aksu’nun emrindeki polislerin, Oğul Aksu’nun kulübünün taraftarına biber gazı sıkmasının da nasıl bir denklemi vardır !
Şu bir gerçek ki yaşanan rant kavgası Türk Futbolu’nun içine bir kere işlemiştir.Uluslararası düzeyde de bu bilinmektedir.
Yıllardır kayıt dışı para hareketi, ülkeye her alanda bela olmuş ve sosyal güvenliği sıfıra indirmiştir.

Kayıt dışı para; hukuk sistemini, sporu, mali disiplini neredeyse bitirmiştir.
Bu sistem her alanda ve her sektörde kendine göre bir düzen yaratmıştır.

Mafya ve değişik kisveler adı altında irili ufaklı çeteler, bu düzenin haracını doğal olarak yiyeceklerdir.

Beşiktaş yöneticilerinin göstermiş olduğu zaaf açıktır

Güldal Kızıldemir’in 20 Kasım Pazar günü Birgün gazetesinde yayınlanan kapkaççı bir genç ile yaptığı söyleşi olayın boyutunu açıkça göstermektedir.

Beşiktaş yöneticilerinin göstermiş olduğu zaaf açık bir gerçektir.Ama bu Türkiye genelinde büyük bir çoğunluk için geçerlidir.

Bir çok stadyuma, deplasmana döner bıçakları da dahil olmak üzere kesici aletle gidebilecek bir kesim yaratılmıştır.
Anadolu’da da küçük vilayetlerde bu çetelere bedava maç biletlerinin verilmesi ile kolay örgütlenme zaten yıllardır sağlanılmıyor mu ?

Esnaftan, kulüp çalışanlarına, futbolculardan ve teknik adamlara kadar taciz silahı kullanılarak haraç alınmıyor mu ?
Bunu yaratanlar var olan yasayı ve prosedürleri yerine getirmeyen yöneticilerdir.

Üstelik Futbol Federasyonu Milli Takımlar Sorumlusu Davut Dişli bile milli dava adıyla bunu yapanlara eklenmektedir!
İstanbul Emniyet Müdürü Cellaettin Cerrah’da bunu açıkça söylüyor zaten !

Bazı yerlerde kavgalar bitmiştir çünkü herkes düzenini kurmuş rant paylaşımını organize etmiştir.
Ufak tefek kontrol dışı hareketler olsa da , çoğu yerde rant tek elden kontrol edilmektedir!

Kadıköy Migros Tribünü’nden, Dolmabahçe’ye, Karadeniz’e, Akdeniz’e, Ege’ye kadar böyle değil midir ?

Bu bıçaklanma ve ölüm olayı ne yazık ki ilk değildir.Bu illegal sistemin önüne geçilmez ise son da olmayacaktır.

Kulüplerin mali yapısı mutlaka kontrol altına alınmalıdır, UEFA kriterlerine kılıf olan dernek yönetimleri ortadan kaldırılıp A.Ş. Yönetimini tek tutmalı ve kriterlerin hileye uğramasına engel olunmalıdır.

Çok isteyen varsa kombineleri cebinden alıp kendi(!) taraftarlarına dağıtmalıdır.

İçişleri Bakanı oğlunu futbolun içinden acilen alması lazımdır.
Yoksa oğul babasını daha da üzecektir !

Şeref Görkey’in cenazesine katılmayanlar

Aynı ;
Devletin savcısının 4 yıl ağır hapis cezası istediği birini aynı göreve davet etmesi gibi.
Tıpkı bu kişiyi 25 Kasım günü UEFA kupası rakipleri S.Liege- Parma maçını izlemeye gönderdikleri gibi !

Beşiktaş-Galatasaray maçı öncesi locaların silahlı adamlarca basılıp bir önceki sene stadyumun güvenliği ve büfelerinden sorumlu olan kişinin köşe bucak aranmasına ses çıkarılmaması gibi !
Şeref Görkey’in cenazesine katılmayan içinde arkadaşları da bulunan Federasyona “İnsan bir tane köpek gönderirdi. Katılanlar hiç olmazsa ‘İşte bu da Futbol Federasyonu’nun köpeği derdi” dediğindeki gibi !

Bu lafları edip, Serdar Tatlı ile beraber saygı duruşunu unuttuğu gibi !

Ayrıca Beşiktaş’a verilen bu cezaya hiç itiraz etmeyen yönetime de şaşmamak elde mi ?

Kombine bilet almış Beşiktaşlıların ne suçu var

Kombine biletlerini helal para verip almış gerçek Beşiktaşlı taraftara yazık değil midir?

Aldıkları”kombine” 17 iç saha maçını kapsamaktadır. Üç maç bu biletlerin % 18 i demektir.Sezon başı geçen yıldan kalma 2 maç da dışarıda oynamış idi.

Bu maddi mağduriyeti kim karşılayacaktır ?
Bu ceza kimi kapsamaktadır, on binlerce sporseverimi, hasılattan pay alan amatör kulüplerimi, devletimi ?

Acaba böyle bir ceza Altay’a verilecek olsa İzmir’de oynayacağı Fenerbahçe ve Galatasaray maçlarından önce verilebilir miydi ?
Ceza verilecek ise stadyuma seyircilerin değil, “münferit “olan yöneticilerin sokulmaması daha adilane olmaz mı?

Hem de en uzun süre ile, hem de tüm yönetim kurulu üyeleri ve başkanları olmak üzere !

Böylece kazanılacak hasılattan yüksek bir miktar para cezası kesilip, Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in yüksek bütçeli dediği detektörler alımlarına harcanarak kayıt altında kullanılması daha hayırlı olmaz mı acaba ?