Futbol

Hakan Çalhanoğlu’na Yapılanlar Milli Takım Eleştirisi Değildir

A Milli takımın Avustralya maçından sonra Vincenzo Montella'nın "Kaos yaratıp Türkiye'ye zarar vermek isteyenlerden daha çok Türk olduğuma inanıyorum" sözlerinin arkasından TFF Başkanın yaptığı açıklamada ilk maçtan itibaren olayların başladığına işaret etti.

Hakan Çalhanoğlu’na Yapılan Sadece Eleştiri Değil, Bir İtibar Suikastıdır

TFF Başkanı göreve gelir gelmez kendisini üç temel konuda eleştirmiştim.

Birincisi; Süper Lig’de ilk 11’de zorunlu 3 yerli oyuncu kuralının kaldırılmasıydı. Bu karar, Türk futbolcusunun sahadaki zorunlu varlığını azaltmakla kalmadı, tribünde oturması muhtemel yabancı oyuncu sayısını da artırarak kulüplerin kadro mühendisliğini daha da sağlıksız bir noktaya taşıdı.

İkincisi; Vincenzo Montella’nın Dünya Kupası öncesi yeterince izole edilmemesi ve dış etkilere açık bırakılmasıydı. Milli takım hocasının bu kadar önemli bir turnuva öncesinde, futbol dışı güç odaklarının, medya baskısının ve çeşitli çıkar çevrelerinin etkisinden korunması gerekirdi.

Üçüncüsü ise; TFF’nin hakem eğitiminde tercih ettiği ismin, ülkemiz futbolu açısından tartışmalı ve sicili problemli gördüğüm Portekiz pazarından seçilmesiydi. Bu tercihin de Türk futboluna ne kadar fayda sağlayacağı başından beri ciddi bir soru işaretiydi.

Bugün geldiğimiz noktada, bana göre bu üç konuda da zaman beni haklı çıkardı. Hatta daha da haklı çıkaracak gelişmelerin yaşanması kuvvetle muhtemel.

Özellikle Montella’nın Dünya Kupası öncesi yeterince korunmamasının, kafasının karışmasına ve dış etkenlerden etkilenmesine yol açabileceği Kosova maçında açıkça belli olmuştu.

Kosova maçına tek kanatla çıkarak kendi işleyen sistemini bozan Montella’nın, bu tercihi daha da ileri taşıyıp Dünya Kupası’nın ilk maçına neredeyse hiç kanatsız çıkması, normal şartlarda bir teknik adamın tamamen kendi futbol iradesiyle alacağı bir karar gibi görünmüyordu.

Buna ikna olmak gerçekten çok zor.

Türkiye’nin grup birincisi olarak çıkabileceği bir turnuvada, sahada yaşanan bu savrulmaların bedelini ne yazık ki yine futbolcular ödedi. Eğer bundan sonra doğru ve ideal kadro tercih edilirse, özellikle ev sahibi Amerika karşısında alınacak bir galibiyetten sonra bugün olanlar daha da net anlaşılacaktır.

Fakat tüm bu teknik ve idari tartışmaların ortasında çok daha vahim bir tablo ortaya çıktı.

Dünya Kupası’nda ticari çıkarlar doğrultusunda pusuda bekleyen rant tüccarları, iki maçta gol atamayan milli takımda hedef olarak Hakan Çalhanoğlu’nu seçti.

Oysa Hakan Çalhanoğlu, bir önceki yıl France Football’un yıllardır Messi ve Ronaldo gibi dünya yıldızlarına verdiği Altın Top ödülüne aday gösterilmiş, savunma görevi ağır basan orta saha rolünde dünya futbolunun en saygın oyuncularından biri olarak kabul edilmişti.

Ayrıca Serie A gibi çok üst düzeyde ki bir ligde yılın en iyi orta saha oyuncusu seçilip iki kez de şampiyonlar ligi finali oynamıştı.

Milli takıma yıllardır verdiği olağanüstü katkı nedeniyle teşekkür edilmesi gereken bir oyuncu, iki maçta gol atamayan takımın tek sorumlusu gibi gösterildi.

Daha da kötüsü, eleştiriler futbol sınırlarını aşarak özel hayatına kadar uzanan ahlaksız saldırılara dönüştü.

Bu artık futbol eleştirisi değildir.

Bu, açık biçimde bir itibar suikastıdır.

TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nın turnuva başlamadan önce bu olayların başladığını söylemesi ve karalama kampanyasının organize bir yapı tarafından yürütüldüğüne dair trol hesapların olduğuna dair şüphelere dikkat çeken ve bu konuda daha önce yeni yasal düzenleme yapılması gerektiğini de duyuran yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yaptığı çağrı bu nedenle de önemlidir.

Kendi kaptanını ve milli takım oyuncularını koruması gerekirken susan bir federasyon başkanı eleştirilirdi. Bugün ise kaptanına sahip çıktığı için aynı algı mimarları tarafından bu kez de TFF Başkanı hedef haline getiriliyor.

Burada samimi olmak gerekir.

TFF Başkanı’nın birçok kusuru, hatası ve tartışmalı kararı olabilir. Ben de kendisini bu konularda en sert eleştirenlerden biri oldum. Ancak milli takımın hocasına, kaptanına ve “Bizim Çocuklar”a sahip çıkması gereken yerde doğru bir tavır alıyorsa, bu tavır desteklenmelidir.

Bu çocukların hepsine sahip çıkılmalıdır.
Sahada oyuna hakim olmuşlardır, rakamlarla konuşulacak ise takım için en yüksek olumlu istatistik verileri kazanmışlardır.

Konu tamamen hocanın taktik değişiklikle yiriyen sistemi idare edebileceğini düşünmesiyle oluşan riskin bedelini hesaplayamayacak ve kendi tabiriyle ‘DENGE’ üzerine oluşan yapısıyla kurudu takım tertibidir.

Bunu turnuva ve maç öncesi defalarca hem radyo yayınlarında hem de sosyal medya paylaşımlarımda ifade edip tek tek açıklamıştım.

Şimdi burada mesele kişisel sempati ya da antipati meselesi değildir.

Mesele, milli takımın içeriden ve dışarıdan yıpratılmasına karşı durup durmama meselesidir.

Bugün Hakan Çalhanoğlu üzerinden yürütülen kampanyada rakamlar da bilinçli biçimde çarpıtılıyor. “İki maçta gol atamadık” denilerek bütün sorumluluk Hakan’a yıkılmak isteniyor. Oysa aynı mantıkla bakarsak, koca İngiltere Milli Takımı da bizden sadece bir gol fazla attı. Rakamları dejenere etmek istersek, bunun gibi elli tane örnek bulunabilir.

Asıl mesele şudur:

İngiltere Milli Takımı’nın kaptanı ve santrforu Haryy Kane, rakip kaleye Hakan’dan çok daha yakın oynamasına rağmen ilk şutunu Hakan’dan daha geç attı. Üstelik gol beklentisi ve asist beklentisi verileri de, ön libero gibi oynayan Hakan’ın Avustralya karşısındaki olumlu istatistiklerinin gerisindeydi.

Ama kimse İngiltere kaptanını linç etmiyor.

Kimse onu milli takımın tek sorumlusu ilan etmiyor.

Kimse onun özel hayatına saldırmıyor.

Oysa o bu yıl Bayern Münih’in golcüsü, çeyrek asır önce Michael Owen’dan bu yana Ballon d’Or‘u kazanan ilk İngiliz olmak için yarışıyor, ama bir savunmacı olarak görev alan Hakan’dan daha az etkisi olan bir Gana maçı oynayabiliyor.

( Not: Hırvatistan maçında adeta kaçırdığı ‘yeni düzenlemeye muhtaç olan’ penaltı tekrarlanmasaydı, o gün İngiltere maçı kazanamayacaktı bile.)

Türkiye’de ise mesele çoğu zaman futbol olmaktan çıkıyor. Sahadaki teknik analiz yerini algı operasyonlarına, çıkar hesaplarına ve kişisel itibarsızlaştırma kampanyalarına bırakıyor.

Hakan Çalhanoğlu bugün sadece bir futbolcu olarak değil, Türkiye Milli Takımı’nın kaptanı olarak hedef alınıyor. Bu nedenle ona yapılan ve kimin veya kimlerin çıkar sağlayacağı bilinmeyen saldırı, yalnızca Hakan’a değil, milli takımın bütünlüğüne de yapılmış bir saldırıdır.

Eleştiri elbette olur.

Hakan da eleştirilir, Montella da eleştirilir, TFF Başkanı da eleştirilir.

Ama eleştiri başka şeydir; organize itibarsızlaştırma başka şeydir.

Futbol eleştirisi başka şeydir; özel hayata saldırı başka şeydir.

Teknik değerlendirme başka şeydir; rant ve çıkar çevrelerinin milli takım üzerinden hesap görmesi bambaşka bir şeydir.

Bugün yapılması gereken, Hakan Çalhanoğlu’nu hedef tahtasına koymak değil; milli takımı doğru sistemle, doğru kadroyla, doğru psikolojik iklimle sahaya çıkarmaktır.

TFF Başkanı da tüm hatalarına rağmen bu noktada daha net durmalı; hocasına, kaptanına ve oyuncularına daha güçlü biçimde sahip çıkmalıdır.

Çünkü Dünya Kupası gibi büyük turnuvalarda başarı sadece saha da gelmez.

Başarı; doğru kadroyla, doğru akılla, doğru liderlikle ve en önemlisi takımın içeriden parçalanmasına izin vermeyen bir iradeyle gelir.
Başarı futbolcular sevinirken sevinerek, ağlarken aplayarak gelir.

Kaldı ki bu çocuklar sahadan ağlayarak çıktılar…

Bugün Hakan Çalhanoğlu’na sahip çıkmak, aslında milli takımın onuruna sahip çıkmaktır.

Dünya Kupası Maçları Başlamadan Önce Konuştuklarımız – Video YouTube

Hakan Çalhanoğlu için Avrupa Basını ne dedi

 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu